|
 |
Bolşevikler ve Malakanla
BOLŞEVİKLER VE MALAKANLAR
Çeviri :Ludmila DENİSENKO
Rusya 'da Çarlık onlarca yıl süren iç sorunlara direnemeyerek 1917'de
yıkıldı.
Tüm bölgelerde olduğu gibi, Kafkasya'da da, yeni anayasa hazırlanana
dek düzeni sağlamak üzere geçici hükümet oluşturuldu. Sırtını daha
önceki Çarlık yönetimine dayamış olan ve toplumda yerleştirilmek
istenen aydınlanma ve sosyalist ideallere ayak bağı olan Ortodoks
kilisesine de sınırlandırmalar getirildi. Bolşevik hükümeti yeni
yönetimini yasallaştırmak ve kentlerden kendilerine verilen desteğin
daha zayıf olduğu taşraya yaymak için dinsellikten ve maneviyattan
yararlanma yolunu seçti. Bolşevik partisi liderleri, hatta Lenin de
'ütopik' saydıkları kilise karşıtı ayrılıkçı hareketi, köylü kesimini
birleştirecek bir öge olacağını varsayarak, Malakanlar gibi kiliseye
direnmiş ve bunun acısını çekmiş, inanç gruplardan yararlanma yoluna
gitmişlerdi. Malakanlar ve benzeri muhalif dinsel gruplar, böylelikle
zaten komünal olan yaşam tarzlarına yakın buldukları kollektivizasyona
ikna edildiler.
1917 Devrimi öncesinde, fakirlik içindeki toplumda din adamlarını
yüksek maaşlarla refah içinde gösterişli yaşantı sürmeleri, sahtekar
din adamlarının (ör: Rasputin) kiliseye sızması, Kiliseye güveni
sarmış, halkın gözünden düşmesine yol açmıştı. Bununla Kilise muhalifi
gruplar rağbet kazanmış oldu; dinsel duygusu yüksek, mistik yapıdaki
Rus halkı bu dinsel tarikatlara yöneldi. Bu gibi cemaatlerin en popüler
olanı Orta Rusya köylüsünden başka bir şey olmayan Malakanlardı ve
Bolşeviklerin laikliği en önemli dava olarak gören ideallerine uygun,
yaşam gerçeğiyle dinselliği birbirine karıştırmadan var olmayı başaran
gruplardan biriydi. Ayrıca Ortodoks kilisesine karşı oldukları halde,
çok dindardılar ve kendi saf dinselliklerini yaymaya uğraşıyorlardı:
''Tanıdığımız tek lider İsa'dır; geride kalan herkes kardeşimizdir.
Yazıtlar öğretmenimiz, Allah yol göstericimizdir. Yaşlılarımız bilge
adamlarımızdır: Tevrat?taki zor bölümleri yorumlayabilseler de onları
Allahın temsilcileri saymayız çünkü her birimiz Tevrat?ı (Eski Ahit)
kendimiz okuyup anlamakla yükümlüyüz. Bilgelere sadece danışılır,
yaşları, hayatta görüp geçirmiş olduklarına, deneyimlerine saygı
duyulur; tavsiyeleri dinlenir. Okudukları dualar için onlara bir ücret
ödenmez. İsa acılı hizmetlerinin karşılığını talep etmiş midir ki?
Bizler yaşlılarımıza açılır, günahlarımızı anlatırız ama kişinin kendi
isteğine bağlıdır ve zorunlu değildir''.
Malakanlar, Çar'ın tahttan indirilişinden daha 1917 başlarında
haberdar olmuşlardı. Yaşlılarından biri olan Sussoyef : ''Tanrıya
Şükür! Bugün artık başımızda bir hükümet olmadığını duyduk. Vahiylerle
önceden bildirilmiş olduğu gibi artık dünyevi yük sırtımızdan kalktı''
diyerek genel duyguyu dile getirmişti.
1.Dünya Savaşında ateşli pasifistler olan Malakan topluluklarından
çoğu, bu dönemde hiç erkek kalmamacasına, cemaatlerinden binlerce kayıp
vermişti. Çarlık yönetimi savaş karşıtı olanlarla hiçbir uzlaşmaya
yanaşmamış ve Malakanlar ve onlar gibi ayrılıkçı gruplar giderek daha
derin bir bunalım yaşamışlardı. Zaten Bolşeviklerle ilişki içinde olan
Malakanlar ve benzeri gruplar Şubat devrimi sonrasında yeni şartlara
hızla uyum gösterdiler. Lenin Devletin bu gruplara karşı savaşını
durdurmakla kalmamış, onların ileride tüm askerlik görevlerden muaf
tutma sözü vermişti.1919 Şubat ayında yayınlanan bir genelge ise:
''Halk Mahkemesinin dinsel inanışları sebebiyle askerlik yapma
durumunda olmayan kişilerin bu görev yerine sağlık hizmeti yapmalarına
karar verdiğini'' bildiriyordu. Oysa Bolşevik parti üyelerinin hepsi bu
konuda Lenin?le aynı fikirde değildi. Yine, 1920 yazında Dinsel
Cemaatler ve Topluluklar Birleşik Kurulu (OSROG) dinsel inançları
nedeniyle Kızıl Ordu'da yer almayı reddeden ve bu nedenle idam edilen
66 tarikat mensubunun adlarını içeren bir liste yayımladı.
Bolşeviklerin ''Barış, Toprak, Ekmek'' sloganları Rusya?nın tüm yoksul
ahalisini çektiği gibi Malakanlara da hitab ediyordu.
Yeraltındaki muhalif din gruplarına merak salmış olan ve Lenin hayatta
olduğu süre içinde bu konuda birçok çalışma yapmış olan V.D.
Bonch-Bruevich, gayretleriyle bu toplulukların ilgisini kazanmış ve bu
sayede yaşamının son yıllarını Kanada'da Dukhoborların yanında
geçirmişti. Onun yazıları, bu gruplarla mektuplaşmaları ve aldığı
notlar Rusya'daki muhalif dinsel grupların modern tarihi konusunda
önemli belgesel özellikler taşımaktadır. V.D. Bonch-Bruevich 1903'te
Londra'da yapılan Sosyal Demokrat Kongre'de Dini Mezheplerin
Sosyalizmin Kuruluşuna katkılarına ilişkin bir konuşma yapmış bu
grupların Partinin dikkatini çekmesi gereken ''Potansiyel devrimci
gücü''nden söz etmişti; ona göre bu mezheplerin siyasi ve dinsel
muhalefeti Partilerinin Otokrat (diktatör) Din Devletine karşı
duruşlarıyla örtüşüyordu. Sosyal Demokrat fikirlerin yayılması için
Lenin de Mezheplere yönelik bir gazete çıkarılması düşüncesini ortaya
atmıştı.1904'te ''Şafak'' adlı böyle bir gazete el altından
dağıtılmaya başlandı. Bu gazete alttan alta dinsel söylemlerle Sosyal
Demokrat düşüncelerin ilginç bir biçimde harmanlanmasıydı. Bu başarının
sonucu Partinin tarikatlara yönelik yayınları çoğaldı. V.D.
Bonch-Bruevich'ın Partinin bu gruplara yönelik tavrını belirleyen ve 9
sayı süren bir yayını Sredi Sektantov,'du ve dini cemaatlerden
''Devrim Dava''sına katkı olarak bağış talebinde bulunuyordu.
Tarikatlardan gelen katkılar, Bolşevik partisinin kendisini
Menşeviklerden ayırması yönünde kullanılmış. Bolşevikler, Mezhep
Hareketlerinin katkılarından uzun zaman vazgeçemediler
Arto Lukkanen?in yazdığına göre: Lenin'in Sekter Mezheplere ve Burjuva
sınıfına gösterdiği toleransı tek açıklayan en basit neden
Bolşeviklerin sanayii kodamanlarının ve Mezheplerin maddi desteğine
bağımlı olmasıydı. Örneğin Partinin en önemli finansörü S.T. Morozov
bir Starover'dı (Eski Ahit Müridi)
Devrim öncesinde Rusya?da İşçi Sınıfı olgusu yok gibiydi. Rusya
halkının ancak %10'u proleterdi. Büyük halk kitleleri köylüydü. İç
savaş gıda ürünlerinde büyük bir kıtlığa yol açmıştı. Ekmek yokluğu
genç Bolşevik rejim için en büyük tehlikeydi. Acilen Marksist teoride
olmayan bir şeyi gerçekleştirmek, tarım-toprak reformları yapmak
gerekti.
Bazı Malakanlar ''Obşıye'' ortaklık denilen kolektivist yaşam tarzını
benimsemişlerdi. Geleneksel köy ortaklığı tarzında yaşamlarıyla
Bolşeviklerin tarım sektörüne getirmeyi düşündükleri çözüme
yatkındılar. Geniş aileler biçiminde bir arada yaşıyor, bütün
kazançlarını ve becerilerini bir araya getirerek değerlendiriyorlardı.
Sobraniyelerinde kadın erkek ayırımı yapılmaksızın herkesin görevi
belirlenir, gelir ise ortak para sayılır, harcamalar düşüldükten sonra
elde kalan eşit olarak herkese dağıtılırdı. Tabii ki Malakanların tümü
''Obşıye'' ler gibi katı komünal kurallar içinde yaşamıyorlardı. Kendi
kol kuvvetlerinin yanı sıra başka işçi de çalıştırıyor, tarım ve hayvan
üretimin yanı sıra ürünlerinin işlenmesinin her basamağında denetim ve
bilgi sahibiydiler. İşte bu Malakan gruplar Bolşevikler tarafından
''Burjuva'' eğilimleri olmakla suçlansalar da geniş çaplı tarım
işletmelerine örnek olarak ta görülüyorlardı.
25 Ekim 1917'de özel mülkiyetin kaldırılması ve yeni Toprak Yasası
işçi çalıştırılmasını yasaklayarak Malakanların bu gibi ''kapitalist''
uygulamalarına son verdi. Rusya nüfusunun çoğu köylü olmasına karşın
asırlar boyu serflik altında emir komuta içinde yaşamış köylüler
kendileri ya da toplum için çalışma alışkanlıkları geliştirememiş,
inisiyatifi ve çalışma isteği zayıf yorgun bir kitleydi. Bilgileri bazı
ilkel tarım tekniklerinden ibaretti ve sonuçta yeterli ürün elde
edilemiyor, iş gücü gereğince kullanılamıyordu. Oysa Malakanlar tarım
ve hayvancılıkta uzmandılar ve toplulukları için çalışmak
ibadetlerinden sayıldığı için müthiş bir çalışma disiplini ve
motivasyona sahiptiler. Tutucu değillerdi, denemelere ve çağdaş
tekniklere, ilerlemeye açıktılar. Örneğin çoğu Rus köylüsü gibi ahşap
saban kullanmak yerine metal pulluklara geçmişlerdi. Her yıl aynı ekini
dikmenin verime yansımasını izlemiş, toprağı dönüşümlü olarak her yıl
farklı ürün dikerek dinlendirme tekniğini biliyorlardı.
1919 Aralığındaki 1. Tarım Kongresinde yaptığı konuşmada ''Köylülerin
gözünde Komünün sıklıkla Komünizme karşı bir tavır geliştirme nedeni
olduğunu, hatta ''komün''sözcüğünün neredeyse Komünizmle mücadele
anlamına geldiğini; bunun ise köylüleri zorla komünlere yönlendirmek
gibi aptalca girişimler sonucunda olduğuna'' değinmişti. Lenin
süreçten memnun olmasa da bu tutum iç savaş boyunca sürdürülmüştü.
Köylülük dine bağlılığıyla, Kiliseyle etkileşim içinde kalması
nedeniyle Bolşeviklere kapalı bir alandı ancak Malakanların,
dürüstlükleri, yaşam tarzları ve becerileri, toprakla ilgili
çözümleriyle bu kitleyi etkileyerek aralarında saygın bir yer edinmesi
Malakan tarzı kolektivizmi gündeme getirdi. Malakanlar barışçıl
tarzlarıyla örnek oldular. Bolşevikler böylece Malakanların kırsal
bölgede etkin olmalarına göz yumarak halkı kiliseden
uzaklaştıracaklarını, bireyselleştireceklerini hesapladılar.
Ancak Bolşeviklerin iç savaş sırasında uyguladıkları ekonomi politika
ile ürüne aşırı bir biçimde el koyması mujiklerde çekimserlik doğurdu:
köylü ile Bolşevikler arasında keskin çelişkiler doğdu. Özellikle
Volga, Tambov ve Kafkasya bölgeleri köylü memnuniyetsizliğinin sıcak
bölgeleri oldu. Moskova'dan 190 km. uzaklıktaki Tambov 1919'da Bolşevik
partisine en çok sorun çıkaran bölgeydi. Bolşeviklerin gıda maddelerine
zor kullanarak ve aşırı boyutlarda el koyması sonucu bu bölgede çıkan 2
yıl boyu karışık süresince Malakanlar barışçıl ruh durumlarını korumuş
ve diğer köylüleri de sükûnetlerini korumaya ikna etmişlerdi.
Bolşeviklere destek vermekle, sessiz pasif duruş arasında büyük bir
fark olsa da, Malakanlar şiddet dolu Orta Rusya'da Bolşeviklerin
sırtlarını dayadıkları barış kaleleri sayıldı.
Hem Bolşevikler hem de Malakanlar için yaşam tarzı önemliydi; amaç,
ahlaklı, çalışkan insanlıktı. Malakanların kilise veya başka bir
kurumun öncülüğü, sınırlandırması ya da denetiminin ötesinde
kendilerine özgü iyi ve doğru insan tanımı için öngördükleri yaşam
tarzı ''ütopik'' sayılıyordu.
Lenin?in de hayalcilikle suçlansa da benzer istekleri vardı. Bolşevik
Partisinin sektler üzerinden politika yürütmesini, bu arada Malakanlar
gibi dini grupların Bolşevikler üzerinden ikbal umudunu anlayabilmek
için, bunu sadece ideolojik, ekonomik hatta tarihsel süreçlerle
açıklamak yeterli olmayacaktır. Her iki grubun psikolojik profiline de
göz atmak ve toplumcu benzerliklerinin ortaklıklarını pekiştirmekte ne
şekilde etkili olduğunu da incelemek gerekir.
Her inanç dizgesi bir muhalefet, bir başkaldırı evresinden geçer. Bu o
insan topluluğunun kendini anonim olmaktan, yok sayılmaktan çıkararak
bir tanım içine sokmasının ilk adımıdır. Toplum denen daha geniş kesime
ancak böylelikle dahil olacaktır. Tarikatlaşma sıradan bir topluluk
olmaktan daha ileri bir konum olmakla birlikte kendi içinde de daha
örgütlü bir yapıya geçiştir. Yapısal olarak dinsel bir örgütlenme ile
siyasal örgütlenme arasında fazla fark yoktur çünkü her ikisi de toplum
içinde o zamana değin kabul görmüş yasaları, ahlakı ve normları
değiştirmek yönünde hareket ederler. Her muhalefet, inancın konuları ve
uygulamalarında epeyce törensellik de içeren tek seslilik ve oybirliği
ister aynı zamanda da başka muhalif gruplarla dayanışarak davasını
yüceltir. Bolşeviklerin diğer gruplarla kurduğu ilişki de böyle
olmuştur.''Tek partili siyasi rejimlerde, o tek parti uzun vadede
teokratik biçim alıp ve tarikat gibi çalışsa''da daha ileri gitmek ve
tutunmak için azınlıkta kalan başka gruplara gereksinim duyar.
Malakanlar diğer tarikatlara benzemeyen bir yaklaşımla ''toplumun
yeniden düzenlenmesinde insan gücüne dayanmak gerektiğini görmüş ve
kendini ve çevreyi iyileştirmekte, her anlamda biçim vermekte insana
güven duymuşlardı''.
1917 Kasımında Sovyet halk Komiserliğinin yayımladığı genelge ''Rusya
Halklarının Hakları Bildirgesi'' adını taşıyordu ve Rusya'da Çarlık
döneminden kalma bütün dinsel ayrıcalıkları ve sınırlandırmaları
kaldırıyordu. Bu kilise kurumunun iktidarına son vermenin
başlangıcıydı. 23 Ocak 1918'de Kilise devletten ve okullardan ayrılıyor
mülkiyet ve mallarına el konuyordu. Dini eğitim ortadan kaldırılıyor,
Kiliseye ait olanlar halkın sayılıyordu. Yeni rejim yönetmeliğinin 13.
maddesi dini örgütlere yaklaşım konusunda da açıklık getiriyordu. Yerel
ve bölgesel olarak vicdan özgürlüğünü sınırlayacak her tür kanun,
genelge, yönerge çıkarmak yasaklanıyor, her yurttaşın istediği dine
bağlanabileceği, isterse dinsiz olabileceği yasal bir hak olarak kabul
ediliyor. Yasal hakların yitirilmesinin dinle bağlantısı kesiliyordu.
Ancak bu yönetmelikte kullanılan dil nedeniyle daha sonra Bolşevikler
tarafından farklı anlamalara ve uygulamalara yol açtı.
Dini okulları ve devletle resmi bağları olmadığı için, bu ve bunun
gibi genelge ve yasaların Malakanlar gibi mezhep gruplarına etkisi
kiliseninkinden çok farklı olmuştu Yine de bu arada Malakanlara ait
bazı mülklere halk adına devlet tarafından el konduğu da görülmüştü.
Ancak Malakan yerleşimlerinin çoğunun Rusya'nın uzak köşelerinde, ya da
sınır boylarında oluşu ve Kiliseninkilere oranla topraklarının ufacık
kalması Bolşevik liderler tarafından kendilerine göz yumulmasına ve
cemaatlerinin normal işleyişlerine izin verilmesini getirmişti.
1918-1919 yılları arasında Rusya'da YMCA Sekreteri olan Watson F.
Lewis, bir mektubunda, ''Din açısından kentlerdeki kıraç görünümün ülke
genelini yansıtmadığını, kırsal kesimde dinselliğin onu şaşkına
uğrattığını; Tambov bölgesinde gezdirildiği bir Dukhobor köyünü, üç yıl
önce buraya yapmış olduğu ziyaretten beri çok gelişmiş bulduğunu''
yazıyordu. Ancak 1921 civarında Bolşevik Parti rejimin kalıcılığını
sağlamıştı: Beyaz ordu teslim olmuş, Kızıl ordu ve parti tüm ülkeye
hakim duruma gelmişti.
Bolşevik iktidarın ilk üç yılındaki iç savaş ortamında Malakanlar gibi
farklı ekonomik ve kültürel modellerin özendirilmesi ve sosyalist
örgütlenmede dikkatli ve iyimser yaklaşımlar ilginç bir süreç olarak
daha sonra NEP uygulamalarına yol açmış olsa da güçlenen parti yönetimi
bu yeni ekonomik politikaya hoşgörü gösterememişti.
Malakanlar bugün hala Rusya topraklarında giderek ufalan ve çağdaş
yaşama ayak uyduran topluluklar olarak yaşamlarını sürdürüyorlar.
Dinsel ritüellerini eskisinden daha kolay yerine getirebildikleri
halde, ibadetleri eski mistik anlamlarını yitirerek daha çok yaşlılara
ait folklorik uygulamalar olarak algılanmaktadırlar.
Türkiye'de özellikle Kars bölgesinde yaşayan Malakanlar ve Manyas gölü
civarında yaşamış olan Kazak Dukhoborlar Almanya'da Nazizmin yükselişi
ve daha sonra tüm dünyada yaygınlaşan antikomünizm dalgası boyunca,
komünistlikle suçlanmış, izlenmiş, kovuşturulmuşlardır. Kars'ta yaşayan
Rus azınlığın, Malakanlardan bir kısmının hatta bazı Azerilerin iç
bölgelere (Ankara, Kastamonu) sürgün edilmeleri de ''soğuk savaş''
döneminin sonuçlarındandır. Malakanlar ve Dukhoborlar dönem dönem
dalgalar halinde Türkiye?den göç etmelerine rağmen varlıklarını
1963'lere değin sürdürmüşlerdi. Ancak bu tarihte İsmet İnönü
hükümetinin Rusya ile vardığı bir anlaşma sonucu Kafkasya'da Stavropol
civarına ve ABD'ye göç etmişlerdir.
|