Ana Sayfa
 
ERKAN KARAGÖZ'ÜN KİTAPLARI



Erbarıştıran Eleştirisine Cevap

Artık kitaplar hakkında fikir beyan edenler falcının fincandaki telveyi incelerken gösterdiği özeni ,titizliği göstermeksizin yazabiliyorlar ,ve hatta bir falcıdan daha desteksiz atıyorlar . Fal baktırmışsanız ya da bakarken izlemişseniz bilirsiniz, falcı yol yol akmış,üst üste yığılmış telvelerin arasından akan suyun bıraktığı izlerde bir şeyler arar ;bir şeyler üretir . Falcı fincanın dibindeki telvenin adeta içine düşer ; çünkü onun aradığı telvenin ayrıntılarında gizlidir ?Sana bir yol görünüyor,? ya da , ?bahtın açılmış,yüreğin ferahlamış? veya ?içinde bir büyük sıkıntı var,? diye başlarlar sıralamaya . Bu sıralamanın, bu atmanın da bir raconu hep vardır. Parmağıyla ,tırnağının ucuyla size o sıkıntıyı,o iç ferahlığını ,o görünen yolları andıran,çağrıştıran şekilleri gösterir . Türkiye'de ise artık roman olsun,öykü olsun ,anlatı türü ne olursa olsun birileri hakkında bir şeyler söylemek için o kitabı ,o yapıtı eline alıp inceleme zahmetine katlanamamak sıklıkla görülür olmaya başladı. Ne yazık ki yayın dünyamızda bir falcının uyduracağı yalanlar için telveyi seyre koyulduğu kadar bir emek verilmiyor. Kaldı ki bunun için falcının yaptığının benzeri romanın içine ?düşmeye de ? çoğunlukla gerek yoktur . Okumak ama gerçekten okumak yeterlidir. Sokağa saldığınız çocuğunuzun mahallenin yaşlıları,komşular tarafından paylanacağını ,övüleceğini bazen de yerileceğini komşuların size şikayete geleceğini bilirsiniz. Elbette ki ana baba olarak hep iyi şeyler ve gerçekten yol gösterici,uyarıcı şeyler duymak istersiniz . Ama birilerinin de bir kusur bulup onu yereceğinin farkındasınızdır Edebiyat ürünü vermek de bundan çok farklı bir şey değildir. O sizin çocuğunuzdur. Dışarıda , sokakta çocuğunuz nelere maruz kalıyorsa, bir benzerinin onun başına geleceğini bilirsiniz Bu açıdan elbette ki ben de üstelik de bir süre roman eleştirisi işine bulaşmış biri olarak ,romanımın birileri tarafından olumlu ya da olumsuz olarak irdeleneceğini biliyordum. Olumlu olması beni gönendirirken, olumsuz olanlardan bir şeyler kapmağa çalışacağım da açıktı. Evrensel Kültür?ün 130.sayısında bir yazı yayınlandı. Romanımı mı ,ön-tarih çalışmamı mı ele aldığı pek anlaşılmayan bir yazıydı bu. Bir roman eleştirmek için öncelikle o romanı okumak gerekir . Ancak sanıyorum yazıcı arkadaş bunun bir roman eleştirisi olmadığını biliyor. Çünkü ele aldığı-aldıkları- romanla ilişkisi olmayan şey ya da şeyler. Yazının başlığı ?KARS TARİHİ ÜZERİNE BİR ANLATI?. Yazının girişi ki yazının üçte biri?ne yakın bir kısmı yazıcı arkadaşın Kars tarihi hakkındaki ilginç ve kanımca eksik ve yanlış bilgilendirmeleriyle doluydu. Yaptığı uzun girişin anlamsızlığının kendi de farkına varmış olmalı ki ince bir yönteme başvurarak kendisine ?İyi ama bize yazdığınız bir roman eleştirisi değil miydi ?? sorusunu sordurmuş. Derakap cevabını da vermiş: ?Rus Kızı Vasilisa? ne yazık ki Kars tarihi anlatmaktan öte geçemiyor ? diyor . Yani neden bir roman eleştirisi yazamadığının dayanağı bu oluyor. Bu arkadaşım beni bağışlasın ama , kanımca roman eleştirisinin nasıl yapıldığını bilmiyor . T.E. kitaplarımı eleştirmek yerine,?be hey bu kitapların yazarı,ben senin anlattığın bu konuyu senden daha iyi biliyorum'u kanıtlama kaygısına düşmüş gibi. Acaba bu arkadaşa birileri;?Ne olur şuna bir-iki laf et de, boyunun ölçüsünü mü alsın,?dedi. Gerçekten de bütün yazdıkları,yazılmış olmak için yazılmış gibi. Her şeyden önce ,yazıcının bana ya da okurlarına Kars?ın tarihini özetlemesine hiç gerek yoktu. Onun yerine neyi ,nasıl eleştireceğini de belirlemeliydi, diye düşünüyorum. Sayın yazıcı aynı anda iki kitabımı birden okumuş. beni bağışlasın ikisine birden laf yetiştirmiş. Bunlardan birincisi,?Kars ve Çevresinde Aydınlanma Hareketleri ve Sol geleneğin tarihsel kökenleri,? diğeri ise Gendaş yayınlarından yayınlanan ?Rus Kızı Vasilisa? Yazıcı bu kitapları gözden geçirdikten sonra kendince bir takım yargılara varmış ki bunlara aşağıda değineceğim. Ancak ben öncelikle okuruma bir takım bilgiler vermeyi gerekli buluyorum . ?Rus kızı Vasilisa? romanımı yazmaya başladığımda özellikle olayların geçtiği tarihsel zemini daha iyi kavramam gerektiğini fark etmiştim . Yani yazacağım romanım belli bir tarihsel dönemde geçmekteydi ve ben bu dönemi çok iyi bilmeliydim . Bunun üzerine romanı yazmama ara vererek bir ön tarih çalışması yaptım . Bu sanıyorum Türkiye edebiyatında ilk kez yapılan bir şey . Bir tarihi roman yazmadan önce bu konuda bir tarih kitapçığı oylumunda bir çalışma yapmaya başladım. Onlarca kaynak taramasından sonra elde ettiğim sonuçları kitaplaştırdım . Sonra romanıma devam ettim . Yani romanı bu tarihsel verilerin ışığı ve temelleri üzerinde olabildiğince az yanlış yaparak kurmaya çaba harcadım. Onun alaycı bir edayla iddia ettiği gibi ?Bu kitabından yeterince tatmin olamamış ki,bu kez de bu konuyu siyasi bir romanla anlatma gereksinimi duymuş? değilim. Zorunlu olarak iki ayrı kitap ve hatta bu kitapların içeriği konusunda bir sürü şey söyleyen bu yazıya vereceğim yanıt biraz uzun olacak . ?Kars ve çevresindeki aydınlanma hareketleri ? adlı tarih çalışmamla işe başlayalım. Sayın yazıcı bu dönemi, kendimce anlattığımı söylüyor. Bu kendince?den kasıt ne bilmiyorum. Açıklarsa öğrenirim. Eğer bundan kasıt sübjektif olduğum ,olayları kendime göre yorumladığımsa ki yazının uzun girişinde sıraladığı bilgilerden o anlaşılıyor ve bu konuda hala ısrar ediyorsa hodri meydan ...Bu bay?a da,ona bu bilgileri verene de! Birilerinden Kars?ın tarihi hakkında ek bilgiler edinerek yazının yarısını Kars tarihine, hükümetine hasretmiş. Yazdıklarından epey yararlandığımı söylemeden geçemeyeceğim . Örneğin yazıcı ?elvile-i selase aydınları kendi aralarında bir birlik kurarlar. Bunu bir siyasal parti olarak ilan etmek isterler?diyor. Yeminle söylüyorum,bilmiyordum. Demek ki parti kuracakken yanlışlıkla devlet kuruvermişler ! Yine Kars Cenubi-i garbi Cumhuriyetinin ortadan kaldırılması konusunda ise şöyle söyler : ?Buradaki aydınların Rusya modeli bir prototip ülke kurma idealleri 19 Nisan 1919 yılında sona erer. 12 üye tutuklanır. tutuklananlar önce Batum?a sonra da Malta?ya sürgüne gönderilir ...Karsın çok kısa tarihi böyle.?der. Bu çok iddialı bilgileri nereden,kimden aldı bilmiyorum. Doğrusu benim elimdeki bütün kaynaklar parlamentonun İngilizler tarafından basılarak bir kısım üyelerin tutuklanmasının tarihini 19 nisan değil,12 nisan 1919 olarak gösterir .(F.Kırzıoğlu, B.Tanör,F.Erdoğan,A.E Gökdemir) Öte yandan tutuklananların hepsi hükümet üyesi değildir. Bunların içerisinde örneğin meclis muhafızlarından Kurd oğlu Musa ve Kars genel valisi Ali bey zade Mehmet bey gibi başkaları da vardır. Hükümet üyelerinden Dışişleri bakanı F. Erdoğan o sırada Erzurum?da olduğu için ele geçirilememiştir . Öte yandan 12 nisan 1919 dan sonra bu Şura tamamen ortadan kaldırılmamış ,Ermenilerin bu yöreye iskanına karşı çıkmayanların da içerisinde yer aldığı -meclis başkanı Çıldırlı Esat Oktay?ında bulunduğu- Ermeni ve Müslümanlardan oluşan başka bir şura yönetimi oluşturulmuştur . Sayın yazıcının sözünü ettiği ?Rusya modeli bir prototip ülke kurma ideallerinin 19.nisan 1919 da sona erdiği? iddiasına gelince: Doğrusu bu çok iddialı bir şey. Öyle ki benim söyledikleri bile kat kat aşan bir iddia. Şu kadarını söylemeliyim ki ; İngilizlerin mevcut şura yönetimine karşı takındıkları tavır,onların Bolşevik ya da Bolşevik olma heveslerinden değil , bu yönetimin İngilizlerin dayattığı Ermenilerin Kars ve çevresinde iskanı politikasına karşı tavır almalarındandır . Gelin Kars?taki Şura hükümetleri oluşumunu,öncesini,sonrasını kıran kırana tartışalım ne dersiniz? Gelelim, ?Rus Kızı Vasilisa?ya ilişkin değinmelerine. Başta da söyledim .Bir eleştirici bir romanı ele aldığında onu bütün boyutlarıyla öncelikse biçimsel olarak gözlemlemek sonra da ayrıntılarına inerek değerlendirmeye almak durumundadır . Yani bir şeyler söylemedin önce ele almayı düşündüğü romanının nasıl bir roman olduğuna ;tek kitapta tamamlanmış bir roman mı,ya da bir ırmak roman mı olduğuna,anlatım kurgusuna bakarak görmek ,ondan sonra kitaba ilişkin söylemek istediklerini söylemek durumundadır . Yazıcı yazısının içinde roman olarak adlandırdığı Rus kızı Vasilisa için romanın sonlarına doğru parantez içerisinde (Roman demeye dilimiz varmıyor artık ) diyerek esas düşüncesini serdetmiş. En sonra da yazısının başlığını eklemiş: ?KARS TARİHİ ÜZERİNE BİR ANLATI? diye. Sanıyorum bu ?anlatı? lafını kendince küçümseme,roman bile diyemeyeceği bir yazı türünü anlatmak için kullanıyor. Kullanabilir de. Ne var ki o zaman yazı içerisinde iki de bir sanıyorum ? dokuz-on kez -roman diye atıf yaptığınız aynı kitaba ilişkin tanımlamanızı da değiştirmelisiniz! Değiştirmeseniz bu yazıyı bir hışımla yazdığınız anlaşılır. Bu kitabı okumaya sabrının yetmediğini sanıyorum. Olabilir ,beğenmek,okumak zorunda da değil. Ama ele alıp yorumlamayı iş edinmişsen ,okumak zorundasın . Romanım günümüzde bir sahaf dükkanında başlıyor. Sonra resmin çekildiği an?a 1930 lara geri dönüş yapılıyor. Oradan 1917 lerde başlayan ana öyküye dönülüyor. Son kısmında ise yeniden günümüze dönülüyor. Yazar bunu böyle değil de ?iç içe geçmiş üç kısa anlatıdan sonra romanın başladığı biçiminde olduğunu iddia ediyor. Rus kızı Vasilisa bir ırmak romanın birinci cildi. Bunu kitabın sonunda belirtiyorum. Her iki ciltte de ,geri dönüşlerle bir tarihsel dönemin sosyal -ekonomik kültürel yapısına iniliyor. Eğer bu romanın 1.cilt olduğuna dair yazıyı okusaydı; evet sadece bunu okumuş olsaydı, Şevketin karısının ve çocuklarının nasıl dünyaya geldiğini sorma da bu denli acele etmez, bu eleştirisini sonraya bırakırdı,diye düşünüyorum. Bay yazıcı anlatı?m da -kendi deyimidir ? ?Rus Kızı Vasilisa adlı romanının temel kurgusunda Kars?ın bir zamanlar devlet olduğu ,hükümet kurduğu,bütün dünyada tanındığı iddiası öne çıkartılmaya çalışılmış. Bu çerçevede ve bu arzuda bir siyasal roman yazılmak istenmiş?diyor .Şöyle cümleler de kurmuş: ?Erkan Karagöz?ün yazmış olduğu..roman ne yazık ki Kars tarihini(kendince de yorumlayarak )anlatmaktan öte geçemiyor.? ?yazarın bütün amacı karsın bir zamanlar hükümet olduğu iddiasını diri tutmak ,okuru bu anlamda yönlendirmek .? diyor ! Ben bütün bunları 190 sayfalık bir kitabın 10 -12 sayfasında o dönemin önderlerinin ağzından, o dönemin yazışma ve bildirilerinde ve anılarında aktardıklarını yazarak mı (134-142 sayfalar ile bu oluşumun kuruluşundan söz eden 103-104-105.sayfalar!) yapmışım? Bu , ?ben bu kısımlar dışında başka bir yere göz atmadım? ın Türkçe?sidir . Bu bile ayıp kaçıyor . Ne olur yazsın da söylesin : Ben romanımın neresinde,bu cumhuriyetin dünyada tanındığını iddia ediyormuşum? Bir yazıcı da olsa ?falcı da olsa el insaf !. Bu kadar da uydurulmaz ki ?Benim böyle bir iddiam yok. Hele de dünyada tanındığı iddiası epeyi fantastik (! ). Anlaşıldığı kadarıyla bu Kars işi sayın yazıcıyı eni-konu rahatsız ediyor. Yazık ki yapabileceğim bir şey yok. Yazıcının romanı okumadığı daha başlardaki şu alaycı sözlerden anlaşılıyor : ?Roman İstanbul'da bir sahaf... da başlar...daha sonra aynı kadın Pera ?da ..biriyle gezer .1930 lu yıllarda yaşarken gözleri hep karadenize bakar ....hikaye bu kadar .?inanın bazen bu yazıcının anlattıklarını ben mi yazmışım diyesim geliyor . Bir roman üzerine yazı yazacak olan birinin önce o romanın kurgusunu anlaması gerekiyor .Arkadaşta bu yok .Bir daha ve gerçekten okursa, kolaylık olsun diye ben kendisine yardımcı olayım. Roman günümüzde bir sahafta başlar . Sahafın elindeki resim 1930 lara aittir . İkinci aşamada ,o resimdeki an?a 1930 lara dönülür .Orada o resimdeki kadının yaşadığı ortam, duyguları,düşleri olabildiğince verilir. İstanbul?da biriyle gezdiğini(!) anlatmak için yazılmamıştır o bölüm. Sonra roman ana konunun başladığı 1917?lere döner. Bu süreç 1930lu yıllara değin kesintisiz olarak verilir. Romanın son sayfasında belki de okumayı biraz zorlaştıran ama okuru yeniden başa döndürdüğünü düşündüğüm bir sıçrama yer alır. Yeniden günümüzün sahaf dükkanına dönülür. Aslında 1930 lu yıllardan sonra romanda ele alınan ? toplumun düşünme tarzı, bireylerin davranışları, toplumsal ?ekonomik yapıdaki farklılıklar nedeniyle zorunlu olarak iki cilt halinde yayınlanmasını düşündüğüm bu romanın burada bölünmesi gerekiyordu. Ben de onu yaptım . Hadi bütün bunları anlamadığını kabul ettim de Vasilisa?nın hep Karadeniz?e baktığını nereden çıkartırsın be kardeşim ?Allah?ınızı severseniz açın okuyun kitabı. Ben ne yazmışım,arkadaşım ne anlamış : ?Ayık olduğu , bir şeylerle uğraşmadığı zamanlarda çoğunlukla Tünelden deniz kıyısına inerdi. Orada oturur , BOĞAZIN ÖTE YAKASINI SEYREDER ,?ONUN YAŞADIĞI TOPRAKLARIN BAŞLADIĞI YER ,? diye geçirirdi aklından. (.abç) Yanına keşke ?yani Anadolu yakasını?diye yazsa mıydım ki bilmiyorum. Bakın daha başka neler diyor : ?Genç adam nasıl evlendi?. Çocukları nasıl oldu, karısı kimdir belli bile değil.? E biraz ciddiyet lütfen .Yani biri bu sayın yazıcıyı çok mu zorladı;?ne olur bu kitaba bir iki laf et de,görsün gününü! ve hatta kitabı kendince özetledi de mi ?sen bu anlattığım çerçevede giydiriver işte,? mi dedi diye düşünmüyor da değilim . Öyle de olsa hodri meydan ! Belirttim bir kez daha yazayım. Bu bir ırmak roman. Bazı şeyleri geri dönüşlü olarak anlatmak benim tercihim. Bu nedenle Şevketin çocuklarının dünyaya gelişlerine ilişkin bir takım anlatımlar ikinci ciltte Tükez?in ağzından aktarılıyor . Ama yazıcı arkadaşın sorduğu bir soru var ki onun ikinci ciltte de cevabı yok; itiraf ediyorum . Yazıcı ?çocukları nasıl oldu? ? diye soruyor . Vallahi bunu hiç düşünmedim ,atlamışım. Belki kazayla hamile kaldı Tükez ,belki isteyerek .Belki de tarlaya tırmığa giderken,belki evinde yün döşekte doğurdu onları. Bu soruya yanıtım yok. Yazıcı hızını alamayıp,? karısı kimdir belli bile değil .? diyor . ?Romanının baş kahramanının karısı kitabın içinde neredeyse hiç yok. Böyle bir eksiklik olur mu ? Yazarın bir roman yazdığının ayırdında olması gerekirdi. ? Sevgili yazıcı,ben ne yaptığımın da, ne yazdığımın da ayırdındayım ya, böyle bir yazıyı kaleme almadan önce romanı dikkatle okuman gerektiğinin ayırdında olması gerekenin sen olduğunu- siz demesem kabalık olur mu ? düşünüyorum. YİNE DE OKUMAYACAĞINI BİLMEKLE BİRLİKTE yardımcı olayım istiyorum: Şevketin karısı Tükez?le ilk karşılaşması ve kimin neyi olduğunu anlatan kısım 132 ve ve133.sayfalarda,Şevketin Tükez?le evlenmesi 144-145.sayfalarda ve Tükez?in Şevket?i ilk kez görüşü, ona karşı duyguları, kaygıları ise 172-173. sayfalarda kanımca yeterince yer almaktadır . Bütün bunların yazıcıyı ?kesmediğini? söyleyeceğim ama o Şevketin kimle evlendiğinin ?belli bile?olmadığını söyleyerek beni baştan engelliyor . Öyleyse geriye kalıyor bu arkadaşın laf yetiştirmek için böyle bir yazı yazdığı,kitabı bile okuma gereği duymadığı ,ya da okuduğu kitabın sayfaları eksik olduğu olasılığı... ne bileyim ben. Şimdi benim nasıl mantık bir hatası yaptığımın kanıtı olduğunu iddia ettiği alıntıları görelim. Yazıcı ,romanımdan bir bölümü ele alarak , ?Ata binmeyi çok sevmesine karşın onların bakımıyla ilgilenmekten buna pek fırsatı olmuyordu...? diye aktardıktan sonra yazısına şöyle devam etmiş: ?Aynı sayfanın devamını okuduğumuz zaman mantık hatasını göreceğiz. ?Bazen subayların ...hanımlarına eşlik eder .... Bazen geceleri de ata bindiği olurdu...? Bu mantık hatası yaptığımın kanıtıymış. Şimdi bu sayın yazıcı, ?ata binmeyi çok sevmesine karşın buna pek fırsat bulamıyordu? dan sonra , bazen o da sırf generalin ya da subayların karılarının gönlü olsun diye onlara eşlik etmesinden söz etmemdeki mantık hatasını nereden çıkartıyor ? Acaba ?pek fırsatı olmuyordu?nun , ?hiç fırsatı olmuyordu,? anlamına mı geldiğini düşünüyor?Ayrıca hiç bir at tutkunu bir başkası istediği için ,ona binmek zorunda bırakıldığı için kendini ata binmiş saymaz. Geçelim. ?Her zaman durduğu meydana gireli bir kaç dakika olmuştu.? Doğrusu bunun kolay anlaşılır bir cümle olmadığını kabul ediyorum. Ne var ki ben burada ?durduğu? deyimiyle ,?durmak? eylemini değil,?eyleştiği?(Azerice) ,?park ettiği?,arabasını durdurup, çektiği yeri ,durmakta olduğu yeri anlatıyordum. Eleştirdiği tümcelerden biri ?...yünle değiş tokuş yaparak mallarını satıyordu.? Evet katılıyorum . Bu olmaz .Değiş tokuş yaparak satış olmaz,yapılan iş trampa olur trampa olmasına da bizim yazıcının kendince yaptığı cımbızlama olmamış! Yani tümcenin bütününü okuduğunuzda benim ne demek istediğim- ama noktalama işaretinin azizliğine uğramış- gayet kolaylıkla anlaşılıyor :Ben ; ?...bu arada çoğunlukla deriyle,kürkle yünle değiş tokuş yaparak mallarını satıyordu.? diyorum. Şimdi bu tümce ile ?....bu arada deriyle ,kürkle,yünle değiş tokuş yaparak satıyordu,? arasında bir fark görememekte midir ? ?Değiş tokuş yaparak?tan sonraki virgülün olmaması, ?oku da adam ol baban gibi eşek olma? ya dönüştürmüş bizim tümceyi. Devam ediyoruz, ?Birçok sayfadaki konuşmalar tipik birer makale gibi yazılmış.(örnek sayfa 20)? Siz politik bir ortamda,iyi kötü politika yapan bir propagandistin,komiklikler yaparak sırf çok ciddi olmasın diye araya fıkralar serpiştirerek konuştuğunu mu sanıyorsunuz? Ayrıca romanda bu tarz bir konuşmanın ki kendisi belirtmeyi uygun görmemiş ben belirteyim özellikle Cenub-i Garbi Kafkas Cumhuriyeti yetkililerinin konuşmalarının aktarıldığı bölümlerde de(sf.134-141) bu tarz konuşmaların ,roman tanımına ,roman anlatısına çok uygun düşmediği düşüncesini taşıyor olabilirsiniz ;ben öyle düşünmüyorum. Gelelim yazıcı arkadaşın roman üzerine söylediklerine: Romanımın temel kurgusunun Kars?ın bir zamanlar devlet olduğu , hükümet olduğu bütün dünyada tanındığı iddiasını öne çıkardığımı, kendimce Kars siyasi tarihini dile getirip yorumladığımı, Karsın siyasi tarihini hazırladığım tarih kitabıyla tatmin olmayarak bu kez de siyasal bir romanla anlatmak istediğimi bunu yaparken de bütün amacımın ?Karsın bir zamanlar hükümet olduğu iddiasını diri tutmak ,okuru bu anlamda yönlendirmek 2(agy) olduğunu söylemektedir . Böyle bir değerlendirme yapmak demek, Rus kızı Vasilisa?nın 102. sayfasına kadar olan kısmını yazılmamış kabul etmek,belki de ?uzatım sayıyorsunuz? demektir. Dahası 102-141.sayfaya kadar olan bölüm hariç ,143 -193 sayfaları arasını da aynı şekilde yazılmamış kabul etmemek demektir. Bu mantığa göre kitabın toplam yüz elli sayfası yok sayarak bir değerlendirme yapılıyor demektir . Sayın yazıcının da yaptığı bu. Kendince değerlendirmeye aldığı, onca lafı ettiği kısım 102-141.sayfalar arasında kalan yerler. 102.sayfadan sonra 141.sayfaya kadar olan bölüm , Karsın belli bir tarihsel dönemini(Rus ordusunun çekilmesinden sonra yöreye giren Osmanlı ordusunun da anlaşmalar uyarınca bölgeyi terk etmesiyle doğan siyasal boşluğun doldurulma çabaları , bu çaba içerisine giren aydınları ,siyasal çabalarını kurulan siyasal oluşumun başarısızlıkları çok ana hatlarıyla) anlatan ? ki o dönem sanıldığı gibi Kars?ın bütün siyasal tarihi değildir ? bölümdür. Çünkü 102. sayfaya kadar ne böyle bir örgütlenme vardır,ne de böyle bir idealden söz edilmektedir .Aynı şekilde 141 sayfadan sonra da bu örgütlenmeyi hayata geçirmek için hiç bir şey yapılmadığı gibi,hep o dönemde yapılan hatalara ilişkin değerlendirmeler ,eleştiriler yer alır . Şimdi böyle bir cımbızlayarak yorumlama mantığına ben ne diyebilirim ki? Bir bütün olarak romanın temasından söz ederek sonlandırmak istiyorum yazımı. Bütün hobisi hatta aşk derecesinde tutkusu at olan bir delikanlının bu tutkusunun bir kadına aşık olma tutkusuna bastırılan saklanan yok sayılan bu tutkunun da yaşanan tarihsel sürecin olayların ve olguların ve kişilerin yönlendirmesiyle, giderek yerini toplumsal dönüşerek toplumsal eşitliğin sağlanması,sosyalizm tutkusuna dönüşmesini anlatmaktayım. Bu tutku,bu aşk dönüşür,başkalaşır;atları daha yüce idealleri için bir araç derekesine iner, Vasilisa?ya duydukları sönümlenir, onun hiç bir zaman dolduramadığı boşluğu Tükez?le doldurur. Bütün bu oluşları verirken ,ne Şevketi,ne sevgililerini ne diğer insanları çok ön plana çıkartarak bir tarihsel - dönemsel yapıyı anlatıyorum. Bunu yaparken de gerçekçi olmaktan mümkün oldukça uzak düşmemeye gayret sarf ettiğimi söylememeliyim. Elbette bunu çok mükemmel bir biçimde başarabildiğim iddiasında değilim . Yanlışlarımın,estetik,kurgusal sorunlarımın olabileceğini biliyorum. Ama yapıtıma aynaya baktığında sadece sivilcelerini gören bir yeniyetme çocuğun gözüyle bakılmasını doğrusu kabul edemiyorum. 15.10.2002 Erkan karagöz