?Adam Öykü dergisinin Ocak ?şubat 2002 38.sayısında Osman Şahin?in Kaçmak kurtulmak adlı bir öyküsü yayınlanmıştı. Bundan oldukça önce de benim E dergisinin temmuz 2000 tarihli 16 sayısında ?Bir avuç kuru Üzüm? adlı bir öyküm yayınlanmıştı.
Bir takım okurlar bu iki öykü arasındaki paralelliklere dikkati çekerek, bu iki öykünün yapısı ve kurgusuna ilişkin karşılaştırmalar yaparak bir takım sorular yöneltmiştiler .
Elbette bu karşılaştırmayı başka eleştirmenler yapmalıydılar.Belki de doğrusu da buydu. Ne var ki bizde eleştirmen taifesi işin sadece yürütme - gığırtma boyutuyla ilgilendiğinden; diğer bir söyleyişle sadece ve sadece, kimin kimden ne çalmış, ne derece esinlenmiş,ne yürütmüş olduğu üzerine kafa yorduklarından bu konu ilgilerini çekmemiş olmalıydı. Dahası benim bu konuda karşılaştırmalı metin ve kurgu incelemesi yapılmasını önerdiğim iki önemli eleştirmen de, kimin kimden ne çaldığını sorarak işe başlamıştılar .
Bunlardan biri her iki öyküyü de okuduktan sonra kimsenin kimseden bir şey çalmadığını anladığını belirtmekte sakınca görmemişti . Oysa benim onlardan istediğim hem birbirine çok benzeyen; hem de farklı bakış açıları nedeniyle çok farklı olan bu iki ayrı öykünün kurgusal , yapısal benzerliklerini ve ayrılıklarını araştıran bir çalışma yapmalarıydı.Olmadı.
Çok uzun bir süre geçmişte olsa iş başa düştü deyip bu karşılaştırmayı bizzat ben yapmak durumundayım .
İlk öykü bana ait. ?Bir avuç Kuru Üzüm? adlı bu öyküyü 1972 yılında yazmıştım. Bu öyküm E dergisinin temmuz 2000 tarihli 16 sayısında yayınlanmıştı.İkinci öykü ise
Adam Öykü dergisinin Ocak ?şubat 2002 38.sayısında yer alan Osman ŞAHİN in ?Kaçmak Kurtulmak ? adlı öyküsü.
ÖYKÜLER ARASI BENZERLİKLER :
Her iki öykü arasında benzerlikler, özellikle biçimsel , çevresel benzerlikler oldukça fazla. Öykülerin geçtiği yöre ,öykünün temel konusu olan kan davası , kaçanın bir kişi kovalayanların üç kişi oluşu, kurtuluşun yolu olan Nehir ve nehirde biten yaşamlar.
İki öykü belki de aynı coğrafyada geçen bir kan davasının; eski katilin kendisini kovalayanlardan kaçmasının nasıl iki farklı şekilde yazılabileceğine güzel bir örnektir .
Her iki öykü de Güneydoğu?nun ıssız ve çorak topraklarında ,sıcak bir yaz gününde geçmektedir .Bunun saklı ,çok dillendirilmeyen ip uçları daha çok her iki öyküde de yer alan yöresel ağızla yapılan konuşmalarda kendini göstermektedir ;?Ne istiysiz lo ??(Bir avuç kuru Üzüm);?Kanımızı küçük düşüriysen? (Kaçmak kurtulmak ) gibi .
İkinci önemli çakışma ,kan davası gibi insanın içini ezen sıkıntı veren bir olgunun ağırlaşan atmosferine daha uygun düştüğünden olacak olayın sıcak , kurak bir havada meydana gelişindedir .
?Sonsuz bir göğün içinde, koca bir ateş küresiydi güneş. Kıraç, yağmur yetimi toprakları kasıp kavuruyor, kül edip, ufalıyordu. Dağlar, ölümü bekleyen umarsız canlılar gibiydi, yorgun ve yatalaktılar. Tek yaşam belirtileri, günün yalazına direnebilen tek tük ağaççıklardı. Toprağın üzerine fırlamış kökleriyle, göğü tutmak ister gibiydiler. Sıcak boğan bir yel esiyordu arada bir. Tozu toprağı birbirine katarak bir uçtan bir uca seğirtiyor, sanki derin sonsuz bir uykunun en olmaz yerindeki düş gibi, apansız bitiveriyordu. ?(Bir Avuç kuru Üzüm)
?Bir de sıcak çökmüş ki ortalığa ,dayanılmaz.Yer yüzü sıcaktan çıldırmış,her şey bozarmış bir tozda titriyordu.Acı veren, güneş ışığı,her yanı yakan ,pişiren bir cezaya dönüşmüştü. Süzülürcesine yağıyor, yayılıyor,otları çalıları kurutuyor ,toprağı toza çeviriyordu.?(Kaçmak Kurtulmak )
Her iki öyküde de kan davası nedeniyle kovalanan bir kişi vardır(Zülfo ve İlyas) ve her ikisi de karakter olarak katildirler. Dahası her iki öykünün kahramanı da ilginç bir biçimde o gün olacaklardan dolayı tedirgindirler ve pişmandırlar .
?Lanet olsun ,? diye söylendi.?Bu yanlara gelmeyecektim. Peşime düştüler yine .Hayırlısıyla bir belaya bulaşmadan ulaşabilsem mezraya.?(Bir avuç Kuru Üzüm )
?..kendi kendine söyleniyor :?Bugün hangi şeytana uydum da çıktım köyümden ,hangi şeytana ?Bir daha böyle bir günüm olmasın .?(Kaçmak kurtulmak )
Her iki öyküde de bu katili kovalayanlar-nedense- üç kişidirler .
Bu, ?Bir Avuç kuru Üzüm? de şu sözlerle anlatılmaktadır :
?Peşindekiler üç kişiydiler ...?
Kaçmak Kurtulmak?ta ise bu :
?kovalayanlar üç kişiydi.? Biçiminde belirtilmektedir.
Her iki öyküde de kovalayanların ellerinde uzun namlulu silahların olduğu anlaşılmaktadır .
Her iki öyküde de kovalayanların ikisi geride kalmakta ,biri önde ve daha hızlı kovalamaktadır .
Kaçmak kovalamak?ta ,İdris?in bir an için omzundan vurulduğunu sanmasına karşın, sadece ceketin sağ omuz pamuğunun parçalandığını; ?Bir Avuç Kuru Üzüm? de Zülfo?nun sol omzundan vurulduğunu görmekteyiz!
Yine ilginç bir biçimde her iki katil-Zülfo ve İdris- kurtuluşlarını Nehir?de görmektedirler!
?Derken nehir göründü. Nehirin görünmesi canlandırdı İdris?i. Suyun ötesi siyaha çalan suratsız kayalıklarla doluydu.
?Nehiri geçtim de , canımı o kayalıkların ardına attım mı, artık felek sökemez beni oradan? dedi içinden.
Nehire ulaştığında soluk soluğaydı. Nehir bulanık bir yabancılığın ortasında yer yer kabararak,coşkulu,köpüklü dalgalar halinde akıyordu.?
(Kaçmak Kurtulmak)
?Birden koca Fırat?ın dalgalarının uğultusunu duydu. Fırat yakınlardaydı. Durdu kulak kabarttı. O deli-hoyrat ırmağın sesini dinledi. Ağustos böceklerinin geceyi tüketen seslerini bastırıyordu Fırat.
?Ben öldürdükçe çocuklarıma gelecek yok.? Diye mırıldandı. Silahını yere bıraktı. Usulcacık doğruldu. Düşmana döndü sırtını .O sonsuz nehrin çağıltısına doğru sendeleyerek koşmaya başladı.
?Ne kaldı ki Fırat?a,aha şuradadır .?
Aşağıda çağıl çağıldı Fırat. Durdu. Ayaklarının dibinde ,akıl almaz bir devinimle ,birbirinin peşi sıra kayıp giden su sarmallarına bakakaldı. Kara suların koynunda oynaşan ay ışığını gördü. ?(Bir Avuç kuru Üzüm )
Gerçekten de ilginç bir biçimde ;özellikle biçimsel benzerlikler var her iki öyküde de . Peki ya farklılıklar ?
HER İKİ ÖYKÜ ARASINDAKİ FARKLILIKLAR
İki öykü arasında biçimsel açıdan en önemli fark, ?Kaçmak Kurtulmak? öyküsünde Lebe?nin varlığıdır .
Lebe ,kendisini asmak isteyen ,yaşamına son vermeye çabalayan ;ama bunu bir türlü kendi dışındaki nedenlerden dolayı başaramayan ,yaşamı başarısızlıklarla dolu biridir.
Sonunda kendisini nehre atarak yaşamına son vermeyi kararlaştırır.
O sırada İdris gelir . Lebe ,karşıya geçmek üzere sırtına binen İdris?le beraber ırmağın sularında boğulur gider . İdris?in katili, Lebe olur.
Zülfo?nun katiliyse, nehre atlarken vucuduna gömülen düşmanlarının kurşunlarıdır .
Her iki öykünün kurgusu oldukça birbirine benzemekteyse de, ?Bir avuç kuru Üzüm?de , atların öne çıkarılan varlığı; ?Kaçmak Kurtulmak?ta , Lebe?nin varlığı gibi farklılıkların dışında her iki öykü kahramanın kaçma nedenlerinin farklılığı da oldukça önemlidir . Bence her iki öyküyü birbirinden ayıran en önemli unsur budur .
?Kaçmak Kurtulmak? ın kovalanan?ı olan İdris; artık kan davasının güdülmediğini düşünerek saklanmaktan ,?oyuklarda heder ol?maktan vazgeçerek köyüne dönmüştür.
Öyküde anlatıldığı kadarıyla annesini bile isyan ettirecek denli acımasızdır . Kan davasının gereksizliğini düşündüğünden değil ; matematiksel olarak her iki tarafın ölülerinin denk düşmesine güvenerek saklandığı yerden çıkmıştır .
Köyüne dönmesinin üzerinden aylar geçmesine karşın karşı taraftan herhangi bir tehdidin olmamasına aldanmıştır . Öykü tek başına başka bir köydeki yakınlarının sünnet düğününe giderken peşine düşen hasımlarından kurtulmak için kaçışını anlatmaktadır.
İdris olumlu bir kahraman değildir; bu nedenle de öyküsel kurgu içerisinde olumlu bir mesaj vermesinin beklenmemesi doğal sayılabilir. Ne var ki bu haliyle bile İdris gibi ? ölüden intikam alan? acımasız birinin, öğretmenden tanınmamak için aldığı, muhtemelen kendini farklı gösteren-öğretmen sanılmasını sağlayan - gösterişli bir ceketi aldıktan sonra, onun beline üstten palaskasını kuşanarak ?ben buradayım ? diyecek denli bir hata yapması; hele hele tek başına başka bir köydeki hem de akrabalarının sünnet düğününe ?akrabalarıyla gitmek varken tek başına gitmek gibi- bir hata yapması da beklenemez bence. Denebilir ki bu yazarın seçimidir . Elbette ki bir yazar işlediği roman karakterini kendi bakış açısına göre şekillendirdiği için ?yazar? dır. Ne var ki karakterin yapısı ,davranışları ,sosyal yaşanmışlıklar ile öykünün kurgusu arasında bir bütünlük sağlaması açısından kanımca bir ?oturmamışlık? var.
Bunları sırf öykücülüğümüzde önemli bir yeri olan Osman ŞAHİN ?i eleştirme amacıyla söylemiyorum. Vurgulamak istediğim şey bambaşka. O da sosyal gerçekliklerle anlatılanlar arasında rasyonel bir bağın olması gerektiğidir .
Örneğin ben, ?Bir Avuç Kuru Üzüm? öyküsünü ilk kaleme aldığım 1970 li yıllarda ,bu öyküyü Diyarbakır Bismil?li bir arkadaşıma okutmuştum. O zaman öykü daha ham durumdaydı ve ben,öykümün ilk halinde Zülfo ile onu kovalayan üç atlıyı bir yerde karşılaştırmış , şimdiki haliyle kayalar arkasına siper alınarak yapılan karşılıklı konuşma ve küfürleri yüz yüze, at üzerinde yaptırmıştım .
Öyküyü okuyan arkadaşım , ?İyi de, demişti,?bizde kimse böyle karşılıklı konuşmaz, kimse buna fırsat vermez, gördü mü yapıştırır kurşunu.? Bu sözler benim bu öykümü uzun yıllar sürecek bir olgunlaştırma sürecine yatırmamı gerektirmişti.
Kaldığımız yere dönersek.
?Bir Avuç Kuru Üzüm?ün kahramanı olan katil Zülfo ise,İzmir?de işçilik yapan oğlunun yazdıklarından etkilenerek; zamanla kan davasını, insan öldürmeyi sorgulamaya başlayan , deyim yerindeyse pişmanlık duyan; bu nedenle artık öldürmemeye karar veren ve öldürmemek için kaçan biridir .
Bu nedenle olumlu kahraman tiplemesi söz konusudur.
Bence bu oldukça önemli bir farktır .
Öykünün vermek istediği mesajı belirginleştiren /bulanıklaştıran önemli bir unsurdur.
Yine de bütün farklılıklarına karşın Her ikisinin de finali ilginç bir biçimde aynıdır .
Her iki kahramanın kurtuluş motifi olan Nehir ;yine her iki kahramanın ölümlerinin nedeni olur.
?Çırpınmadan oluşan kısa kısa dalgalanmalar,halkalar,küçük köpüklenmeler oluştu suyun yüzünde. Hiç biri kalmadı sonra. Her şey dümdüz akara kesti.? (Kaçmak Kurtulmak)
?Daha sulara ulaşmadan,karanlığı yaran silah sesleri dayanılmaz acılara gömdüler bedenini. Önce kara gözlü üzümler uçuştu gözlerinin önünde, sonra her şey yerini koyu bir karanlığa bıraktı.?(Bir avuç kuru üzüm)
Her iki öykünün temelinde gerçekçi bakış açısının yer aldığını söylemek mümkündür .
Ancak gerçekçiliğe bakış açısı her iki öyküde farklılıklar gösteriyor .
?Kaçmak Kurtulmak?ta olumsuz kahraman İdris öne çıkartılırken var olan toplumsal gerçeklik birebir aktarılmakla yetiniliyor.
?Bir avuç kuru Üzüm?de ise durum biraz daha farklıdır.
Burada yazarın kendi bakış açısını yansıtan bir gerçeklik anlayışıyla karşılaşıyoruz. Burada yazar değişmesi gerektiğini düşündüğü geleneklerin başka toplumsal dinamiklerden etkilenerek değişimini; değişmekte olanın direnen ?eski?ye karşı koymaya çalışmasını anlatmaktadır.Yani olumlu kahraman Zülfo,toplumsal değer yargılarını kırmak için direnmektedir .
Bu açılardan bakıldığında her iki öyküdeki gerçekçi bakış açısının iki farklı bir biçimde ortaya çıktığını; birinci öyküde mevcut toplumsal gerçekliğin olduğu gibi yansıtıldığını , ikinci öyküde ise öyküdeki olumlu kahramanın mevcut gerçekliği değiştirmek için çaba harcaması,olması arzu edilen sonuç için çaba gösterdiğini görmekteyiz.
Yine de her iki öykünün finaline bakıldığında sonuçta şu veya bu nedenlerle her iki öyküde de var olan geleneksel yapının yıkılamadığını görmekteyiz.