NEDEN ADAM GİBİ BİR SOL PARTİMİZ YOK
'Neden adam gibi bir sol partimiz yok?'
Son günlerde bu ve buna benzer lafları sık sık duyar olduk. Aslında son günlerde sözü lafın gelişi. Kendimizi bildik bileli bu söylenir durur.
Yanıt kısa ve net mi? “çünkü adam gibi Solcumuz yok.” Böyle demek her şeyi çözer mi?
Soldan medet uman kesimler, sosyal çevreler, sınıflar Sol olduğunu söyleyen partilerden medet ummaktalar ya bir şey olduğu da yok.
Olması da beklenmemeli bence. Mevcutlar üzerinden “Sol” politikalar üretmek bence oldukça zor. Zor dan da öte “Sol” görünümlü mevcut partilere yerleşmiş kadrolarla politika üretmek zaten mümkün değil.
Bunun nedenlerini irdelemeye kalkmak bu yazının sınırları içerisinde mümkün değil gibi. Yine de deneyelim:
1960 lı yıllardan sonraki aydınlanma süreci, kendi Sol, sosyalist aydınlarını yaratmaya başlamıştı. Sol politikalar, çözüm önerileri ve bunların nasıl hayata geçirileceği üzerine ciddi bir birikim oluşmaya başlamıştı. Ancak Sol aydınlanma birikiminin önünü kesmeyi hedefleyen faşist saldırılar Sol unsurların doğal gelişimini sekteye uğratmış, Sol kendini savunma gereksinimini bilinçlenme sürecinin önüne koymaya başlamak durumunda bırakılmıştı. Egemen sınıfların amaçladığı tam da buydu. Göreceli Demokratik ortam içerisinde gelişip serpilen, kitlelerle bağ kurma yolunda önemli arayışlar içerisinde olan ve bu doğrultuda önemli adımlar atan sosyalist unsurların devletin silahlı güçlerinin hedefi haline getirilmelerinin yolu açılmış bulunuyordu.
Hedef haline gelmek için bütün sol, sosyalist unsurların silahlı savunma örgütlenmesi içerisine girmelerine de gerek yoktu. Bir kısmının bu savunma hali içerisinde yer alması bile devlet terörünün ya da bir takım örgütlenmiş faşist terör örgütlerinin saldırılarının açıklanmasına yarayan bir durumdu.
Kamuoyunun kimin silahlı olduğu, kimin saldırgan olduğu yolunda özel bir algısının olması da mümkün değildi. Sağcı faşistlerin, devlet içerisinde palazlanmış silahlı kimi çevrelerin; artık silahlı ve saldırgan oldukları imajı verilen sol’a saldırısı “düzeni silahlı bir kalkışmayla yıkmaya hazır” sol’a karşı devleti ve düzeni koruma çabası olarak algılanmaya başlandı.
Bu algının yaratılması sağcı silahlı siyasal çevrelerin ve gerici iktidarların işini kolaylaştırmıştı. Sonraki evre’de o ana değin demokratik bir biçimde gelişip serpilen Sol siyasa artık barışçı olmayan yöntemlerle ezilmeye başlanmıştı.
Bu kaba, baskıcı yok etme süreci Sol entelektüel bilinçlenme ve gelişimin sekteye uğramasını hedefliyordu. Öyle bir noktaya gelinmişti ki artık “sol” da bile bilinçlenme süreci yerine “savunma hali” öne çıkarılmak durumunda bırakılmış; savunma hali, siyasal, sınıfsal örgütlenme ve bilinçlenme sürecinin önüne geçmiştir.
Bu süreç 12 Mart döneminde devletin, daha çok da sivil faşist gurupları taşeron olarak kullanan kimi çevrelerin saldırıları ile devam ederken; 12 Eylül’le siyasal erk sahipleri artık devletin gücünü doğrudan kullanmayı seçmiştir. Siyasal kadrolar, partiler, örgütler, sendikal ve sosyal çevreler yoğun bir baskı altına alınmış; yıldırma, kaçırtma, yok etme süreci amansızca sürdürülmüştür.
Sonuçta 12 Eylül kasırgasının görünür etkilerini ortadan kaldırılmaya çalışıldığı, sözüm ona demokratik bir ortamla geçildiğinde silahlı eyleme katılsın katılmasın; bu ülkenin göz bebeği Sol siyasal hareketin önemli unsurları, önder kadroları, siyasal birikim sahipleri ya yıldırılmış, ya kaçırılmış, kaçırtılmış; fiziksel olarak yok edilmiş; fiziksel olarak yok edilemeyenler psikolojik olarak örselenmiş hale getirilmiş, geride kalanların büyük çoğunluğu yıldırılmış, siyasal alanın dışına sürülmüştür.
Vakfedilen, vakfedilmekle övünülen yıldırılmış kuşakların çocukları bile bizzat bu kuşağın insanları tarafından özenle, titizlikle siyasal sürecin dışında tutulmuş; apolitik insanlar yetiştirilmeye başlanmıştır.
Derken “Sol” adına birileri çıkmaya başlamıştır siyasal arenaya. Ama bunlar, bu Sol adına konuştuğunu öne sürenler artık o bir zamanların deneyimli, birikimli, sol, sosyalist insanları değildir. Bir zamanlar onların gölgesinde geçinen, ön planda olmayan, hiçbir iddiası olmayan bir takım sempatizan düzeyinde siyasal bilince sahip insanlar, özellikle kurulan legal Sol görünümlü partiler içerisinde, parti projelerinde boy göstermeye başlamışlardır.
Elbette ki bu Sol siyasal bilinç anlamında “ham” unsurlar, muhalif tavırlarını sınıfsal anlamda keskinleştirmek yerine daha kolay olan ve kitlenin genel düzeyine ve de toplumun getirildiği geri noktaya hitap eden faydacı, popülist tavırları benimsemekte gecikmemişlerdir.
Giderek günlük siyasette faydacı, günübirlik çıkar hesapları ve popülist politikalar -tam da kadroların bu yapısı nedeniyle- kalıcı hale gelmiş; “sol” olarak genel kabul gören partiler özellikle CHP, SODEP, SHP, DSP gibi partiler bir türlü gerçek “sol” kimliğe kavuşamamış; söylem olarak içi boşaltılmış “sol” jargonla konuşan; eylem olarak sistemin gerekleri doğrultusunda ve sistemle bütünleşen örgütlenmelere dönüşmüştür.
ÖDP gibi projeler de, gerçek siyasal sosyalist bilincin kadrolarda bulunmayışı nedeniyle bir türlü Sol kimlik edinememiş, kitleleri kapsama, kucaklama adına diğer partilere benzer popülist politikalar buraya da egemen olmuştur.
Gerek darbelerle başlayan apolitizasyon ve depolitizasyon süreçleri ve gerekse bu süreçlerin baskıladığı eski solcuların kendiliğinden geliştirdikleri; kendi çocukları üzerinde onları koruma, kollama adına sürdürdükleri apolitizasyon süreçlerinin olumsuz yansımaları Türkiye’de “adam gibi” bir Sol parti’yi bırakın; adam gibi bir Sol potansiyelin ortaya çıkmasını engellemiştir.
Elbette ki bu olumsuz tablonun ortaya çıkmasında Türkiye’de görece “demokratik”, toplumsal bilincin geliştiği dönemlerde sol’a meyleden kesimin meyletme nedenleri arasında ekonomik yaşam standartlarının daha çok rol oynaması gelmektedir.
Yani demem o ki; Türkiye’de insanları Sol’a yönelten önemli saiklerin arasında karınlarının aç olması gelmekteydi. Bu kendiliğinden Sola yöneliş, elbette ki süreç içerisinde siyasal bilinçle pekiştiğinde bir anlam ifade edebilecekti.
Böyle olmadığı içindir ki Sol eğilimleri siyasal bilinçle, sınıfsal bilinçle pekiştirilmediği için solculukları iman düzeyinde kalmış birçok insan; sadece iman ettiği için Solcu olmuştur, Solcu sayılmıştır. Sınıfsal bilinçle donanmamış; ağırlıklı olarak imanla pekiştirilmiş Sol anlayış sahiplerinin siyasal-toplumsal süreç içerisinde hızla savrulmasına; siyasal sistemle, kokuşmaya yüz tutmuş toplumsal algılarla bütünleşmesine neden olmuştur.
Akçalı konularda toplumsal ya da yerel merkezi yönetimlerde bir yere gelenlerin hızla savrulmasının; kısa sürede yağmacı, gözü aç bireyler haline gelmesinin nedeni budur.
Toplumun genel algısına göre Sol olarak tanımlanan partilerin seksenli yıllarda yerel yönetimlere gelmeleri bu bozulma sürecini hızlandırmıştır.
“Sol” bir partinin yerel yönetime gelirken “kadro” diye beraberinde taşıdığı insanların hemen büyük çoğunluğu bu sebeplenme ekonomisinden pay almayı çok kısa sürede öğrenmeyi başarmışlardır.
Bal tutan parmağını yalar, felsefesine sırf balı tutamadığı için karşı çıkan birinin muhalifliği bal kâsesinin kendi eline tutuşturulmasına kadardır.
Yılar önce bir ÖDP li dostumla karşılaştığımda ona, parti nasıl gidiyor, diye sormuştum. Bana çok çarpıcı bir şey söylemişti. Gitmiyor, demişti. Nedenini sorduğumda ise, kimse eşitlik istemiyor; herkes ayrıcalık peşinde, demişti.
. Bu çok yalın bir doğrudur. Bu sokaktaki insana yani halka öğretilen, benim çıkarım ne? dir, bana ne düşüyor?’dur. Aslında hiç popülizm yapmaya gerek yok. Sıradan insan malzemesi bozulmuştur bir kere. Toplumsal- sınıfsal çelişkilerin tavana vurduğu bir dönemde bu denli toplumsal duyarsızlığın nedeni de tam budur. Bu aynı zamanda CHP’nin de SHP’nin de DSP’nin de ÖDP ve benzerlerinin de yaşadığı sıkıntının nedenidir. Ne bu partilerde doğru sınıfsal, siyasal bir önderlik kaygısı vardır; ne de kitlelerin böyle bir talebi.
Kitlelerin talebinin olmayışı nedeniyle Sol politikaların daha sabırlı bir biçimde geliştirilmesi; özellikle bu dönemde sınıfsal bilinçlenmeye ve donanıma daha fazla önem verilmesi gerekmektedir. Ne var ki böyle bir şey yukarıda saydığım partilerde imkânsız gibi bir şeydir. Çünkü bu partilerin yönetici kadroları Sol’a açılmayı engelleyen nitelikte insanlardan oluşmuştur.
Türkiye’de mevcut partilerin birçoğunun “öğretilmiş solculuk” , muhaliflik anlayışı, ya arkaik milliyetçilikle, ya da arkaik cemaatçilikle sınırlıdır.
Bu partilerin Sol’a açılmasının önündeki engel bizzat bu partilerin bünyesinde yer alan insanlardır.
Solculuk diye yutturulan şeyler pespaye bir popülizm, arkaik milliyetçilik, aynı derecede arkaik mezhepçilik, cemaatçilikten başka şeyler olmamaktadır.
Peki de ne olacaktır bu memleketin hali?
Her şeyden önce halk indinde Sol olarak kabul gören partilerde politika yapanların ve politika yapma biçiminin değişmesi gerekiyor. Bu mümkün mü? Oldukça zor.
Tek bir yolu var gibi; o da bu partilerin öncelikle üye yapısının değiştirilmesi; deyim yerindeyse bu partilere önüne gelenin üye yapılması. Suyun başında oturanların yaptığı gibi çarşaflı- çaputluların kaydedilmesi değil. Ancak bu partilere üye olanların sayısının artması ve sadece partiye gidip gelmeleri bile bir avuç üyeye göre politika yapan politikacı taslaklarının ezberini bozacaktır, diye düşünüyorum. Bu uygulama bu partilerde göreceli de olsa bir düzelmeye yol açabilir.
Çözümse biraz uzun vadeli gibidir.
Gerçek bir Sol partiyi- sosyal demokrat, sosyalist veya komünist - oluşturacak kadroların, bu günden kendi bünyesi içerisine genç unsurları çekebilen, tabanını gençlerin oluşturacağı ve gerçekten de sosyalist söylemin egemen olduğu, egemen kılındığı partilerden çıkacağı da açıktır.